Yeşil Devrim Ne Kadar Yeşil?

tarafından
148
Yeşil Devrim Ne Kadar Yeşil?

Yeşil Devrim terimi 1940’larda Meksika’da buğday verimini yükseltmeye yönelik yeni tarımsal uygulamaların geliştirilmesine dayanmaktadır. Amerikalı bir bilim insanı olan Norman Borlaug Meksika’da yaptığı araştırmalar sonucunda hastalıklara dayanıklı ve yüksek verimli buğday çeşitleri geliştirmeyi başarır. Meksika Borlaug’un yeni çeşitleri ve gelişen tarımsal mekanizasyon uygulamaları sayesinde buğday üretimini oldukça yüksek seviyede arttırır. Meksika’da yaşanan bu başarı 1950-1960’lı yıllarda Yeşil Devrimin dünya çapında yayılmasına yol açar.

Başlangıçta amaç, birim alandan elde edilen kalori miktarını arttırmak ve büyük bir hızla artan dünya nüfusuna yetecek kadar gıda üretmektir. Bu amacın gerçekleşebilmesi için devlet kurumları ve dünyanın önde gelen vakıfları projeye destek olurlar. Özellikle Rockefeller Vakfı ve Ford Vakfı uzun yıllar bu amaca hizmet edecek projelerde yer alırlar. 1963 yılında bu vakıfların sağladığı fonlarla Meksika’da Uluslararası Mısır ve Buğday Geliştirme Merkezi (The International Maize and Wheat Improvement Center) kurulur. Çalışmalar daha hızlı büyüyen ve yılın her zamanında yetişebilen, dane ağırlıkları daha fazla olan çeşitler geliştirmek üzere yoğunlaşır. Zaman içerisinde buğday, pirinç ve mısırda bu özelliklere yakın çeşitler geliştirilir. Bu çeşitlere yüksek verimli çeşitler (high-yielding Varieties) (HYVs) adı verilir. Bu çalışmalardan birçok ülke yararlanır. Örneğin 1940’larda buğday ihtiyacının yarısını ithal eden ABD 1960’larda ihracatçı konumuna yükselir. Aynı şekilde 1960’ların başında hızla artan nüfusu yüzünden kıtlığın eşiğinde olan Hindistan’da Borloug ve Ford Vakfı bir çalışma başlatır ve IR8 adı verilen yeni bir pirinç çeşidi geliştirirler. Bu yeni çeşidin bitki başına dane verimi oldukça yüksektir. Ancak yetiştirmede sulama ve gübreleme önemlidir. Bu çeşit sayesinde Hindistan dünyanın sayılı pirinç üreticilerinden biri haline gelir.

1970’lerden itibaren HYVs kullanımı oldukça artar. Özellikle Asya ülkelerinde toplam buğday alanının %20’si, toplam pirinç alanının %30’u bu çeşitlerle kaplanır. Bunun yanında buğday ve pirince ayrılan ekim alanları neredeyse iki katına çıkmıştır. Mekanizasyondaki gelişmeler, pestisitler ve sulama sayesinde Asya’daki tahıl üretimi 1970 ile 1995 arasındaki yirmi beş yıllık süreçte iki katına çıkar. Bunun yanında nüfusta ise %60’lık bir artış meydana gelmiştir. Pirinç ve buğdayın ucuzlaması ile birlikte kişi başına düşen kalori miktarı %30 oranında artış göstermiştir. Bu süreçte, Asya’da sulanan alan oranı %25’den %33’e, gübre kullanımı ise 23,9 kg/ha’dan 171,1 kg/ha’a çıkmıştır. Yeşil devrim Asya’da üretimi arttırmanın yanında yoksulluk üzerinde de büyük etkiler yaratmıştır. 1975’de Asya’da günde 1$’ın altında gelire sahip nüfus oranı %60 iken 1995’de %33’e inmiştir. Aynı tarihler arasında Asya’da tarımsal gelir %40 oranında artmış, üstelik bu artış küçük ve büyük işletmeler arasında dengeli bir dağılım göstermiştir. Tarım kesimindeki bu iyileşmeler genel ekonomi üzerinde de etkili olmuş, ucuzlayan gıda fiyatları sayesinde diğer sektörlerde de hareketlenmeler yaşanmıştır. Buraya kadar her şey yolunda gözükmektedir. Ancak kıtalar arasında en fakiri olan ve kıtlığın neredeyse yokluk anlamına geldiği Afrika bu durumdan kendine düşen payı alamamıştır. Bunun en önemli nedeni buğday ve pirincin Afrika’da Asya’dakine oranla daha az rol oynamasıdır. Bunun yanında altyapı yetersizliği, sulama için gerekli yatırımların yapılamaması, yüksek nakliye bedelleri nedeniyle gübre v.b. girdi fiyatlarının yüksekliği gibi sorunlar Yeşil Devrimi Afrika için ulaşılmaz kılmıştır.

Tahılların veriminde başlarda görülen artan oranlardaki artışlar zamanla yerini azalan oranlardaki artışa bırakmıştır. Her ne kadar verim artışı devam etse de bu artışları sağlamak için giderek daha fazla girdi kullanılmaya başlanmış, daha fazla sulama, daha fazla pestisit ve gübre kullanımı yüzünden toplam faktör verimliliği giderek azalmaya başlamıştır. Bu durum Yeşil Devrimin sürdürülebilirliğinin sorgulanmasına yol açmıştır.

Çevresel etkilerin ölçülebilirliği zor olsa da fazla sulama yüzünden arazilerdeki tuzlanma problemi ve su kaynaklarının tehdit altında olduğu, pestisit ve sunni gübre kullanımındaki aşırı artışların çevreye verdiği zararlar gözle görünür hale gelmiştir. 2007 verilerine göre Asya’da sulanan alanların %40’ı tuzlanma problemiyle karşı karşıya kalmıştır. Bunun yanında aşırı sulama Asya’daki tarımsal su kaynaklarının %65’ini tehdit eder hale gelmiştir. Tarım arazilerinde sürekli aynı ürünlerin yetiştirilmesi toprak kalitesinde besin elementleri açısından sıkıntılar yaratmaya başlamış ve yüksek oranlardaki pestisit kullanımı toplum sağlığını olumsuz etkilemeye başlamıştır.

Bu çevre sorunları karşısında giderek artan farkındalık sonucunda Asya’da Yeşil Devrim öncesindeki geleneksel tarım uygulamalarına dönüş için tartışmalar başlamıştır. Bazı bilim adamları Yeşil Devrim öncesinde kullanılan çeşitlerinde aslında yüksek verime sahip olduklarını ancak sulama ve gübreleme yetersizliği nedeniyle tam verime ulaşılamadığını iddia etmişlerdir. Çevresel sorunlara karşı oluşan bu kaygı daha sürdürülebilir tarım uygulamaları için oluşumlar yaratmaya başlamıştır. Bazı araştırmacılar ve çevre odaklı sivil toplum kuruluşları Yeşil Devrim karşıtı yayım faaliyetleri geliştirmişlerdir. Bunun yanında su ve pestisit yönetimiyle ilgili Ar-Ge faaliyetleri başlatılmıştır. Daha sürdürülebilir ve çevre dostu alternatif tarım yöntemleri sunulmuştur. Bu yöntemlerin temel prensipleri daha düşük dış kaynaklı girdi kullanımı ve modern girdilerin aşırı kullanımından kaçınmak olarak sıralanabilir.

Belki de tamamen iyi niyetle başlayan Yeşil Devrim zaman içerisinde sürdürülebilir olmaktan çıkmıştır. Devlet politikalarıyla desteklenen, inanılmaz bütçeler ayrılan bu devrimin günümüzde büyük ölçüde amacından saptığı düşünülmektedir. Yüksek verimli çeşitleri üreten dev bütçeli tohum firmaları, bu çeşitlerin yetişmesine ve yüksek verim vermesine yardımcı olan gübreleri ve pestisitleri üreten diğer dev bütçeli firmalar giderek tekelleşmeye, kendi politikalarını kendileri yazıp uygulamaya başlamışlardır. Bu tartışmalar son yıllarda GDO üzerinde yoğunlaşmaya başlamıştır. Amaç ilk başlangıçtakinin aynısıdır “dünyayı açlıktan kurtarmak”. Bu durumda sizce Yeşil Devrim gerçekten yeşil mi?

*Bu makale 2013 yılında Tarım Haber dergisinde yayımlanmıştır.