Tarımda Örgütlenme

tarafından
464
Tarımda Örgütlenme

Benim de hocam olan, 28.02.2017 tarihinde kaybettiğimiz kooperatifçi bilim insanı Prof. Dr Ayhan Çıkın’ın 2003 yılında çıkarmayı planladığımız bir yayın için yazmış olduğu yazıdır. Kendisini saygı ve özlemle anıyorum.

En geniş anlamıyla tarım, insana yararlı bitkisel ve hayvansal üretim için doğal ortamda değişiklikler yapmayı ve bu ortamdan yararlanmayı hedefleyen çalışmalar bütünüdür. Daha somut deyimle toprağın bu amaçla ekilip biçilmesidir. Çiftçi, bir tarım işletmesi bünyesi içinde emek, sermaye ,bilgi , teknoloji gibi tarıma özgü üretim faktörlerini tarıma uygulayan ve bu faktörleri en yüksek kar/gelir getirecek şekilde yönlendiren kişidir. Tarımsal işletme ise, başlıca faaliyeti bitkisel ve hayvansal ürünleri üretmekten ibaret olan bir üretim birimidir.

Geçmişte aile veya toplumun kendi zorunlu gereksinmelerini karşılamak için “kapalı bir ekonomi “ çerçevesinde organize edilen tarım, tarih içinde büyük değişimlere uğrayarak bir meslek olmuş ve tarımsal üretim Pazar taleplerine göre gerçekleştirilme durumuna gelmiştir. 1980’li yıllara kadar tarım, dış piyasa rekabetine karşı genel olarak korunmuş ve desteklenmiştir. Öte yandan gelişen teknoloji , tarımsal ürünlerin ham olarak kullanılması yerine onun şekil,zaman, mekan ve mülkiyet faydalarını artırarak mahalli/ulusal piyasaların yerine uluslar arası bir tarım ürünleri piyasalarının oluşmasına neden olmuştur. Ayrıca yoğunlaşan sermaye uluslar arası boyutta, tarımsal girdi/çıktı piyasalarında dev firmaların doğmasına sebep olmuştur; bu dev firmalar karşısında küçük ölçekli ve doğal koşullardan sürekli etkilenen tarım işletmeleri (çiftçiler), tarımsal üretim öncesi ve tarımsal üretim sonrası piyasalarda sürekli ezilmişler ve adeta bu firmaların baskısı altında “sandviç” leşmişlerdir.
Çiftçiler, tarımsal girdi üreten ve tarımsal ürünleri işleyen ve pazarlayan bu dev firmaların baskılarını hafifletebilmek ve onlara kendi koşullarını kabul ettirebilmek için “sosyo-politika-ekonomik” bir ortamın oluşmasına katılmak zorundadırlar. Bunun yolu da , tüm gelişmiş ülkelerde olduğu gibi, çiftçinin örgütlenmesinden geçmektedir. Ancak Türk çiftçisine, Cumhuriyet döneminde (Atatürk dönemi hariç) yapılan teknik yardımlar kadar örgütlenme konusunda yardım yapılmaması,
tarımda örgütlenme çabaları başarısız kılmıştır.

ÇİFTÇİLER NİÇİN ÖRGÜTLENMELİ ?

Tarım doğa olaylarından etkilenmekte ve materyali canlı olduğundan üretim sürecinde sürekli gözetime ihtiyaç duymaktadır. O nedenle çiftçi, kendine özgü bir takım özellikler taşımaktadır: o, ücretli bir işçi değildir; çiftçi daha çok kendisine/ailesine ait emeği, toprağı,sermayeyi bir araya getirerek kendi girişimciliği altında (kendisine/ailesine ait) “faktör gelirlerini” (kısacası tarımsal geliri) azamileştirmeye çalışan bir meslek adamıdır. Özetle o, girdi talebiyle tarımsal girdi piyasalarını, ürün arzıyla da tarımsal ürün piyasalarını tek başına etkileyebilecek bir ekonomik bünyeye sahip değildir. Tarım kesimi giderek artan oranda girdilerini tarım-dışı sektörlerden almakta, çıktılarını da yine tarım-dışı kesimlere satmaktadır. O nedenle tarım, ekonomik olarak tarımsal girdi ve çıktı sanayileri ile giderek bütünleşmek zorundadır. Bu bütünleşme sürecinde çiftçiler ile diğer kesimlerde çalışanlar arasında çok farklı düzeylerde (ekonomik, sosyal, politik,vb..) ilişkiler doğmakta, bunun sonucunda tarım kesimi karmaşık bir sosyo-ekonomik ilişkiler yumağında özel bir odak oluşturmaktadır. Bu nedenle tarımda çalışanların niçin ve nasıl örgütlenmesi gerektiği konularını ana başlıklar şeklinde tartışmaya açmak yerinde olacaktır.

Tarımsal Fiyatların Oluşumuna Katkıda Bulunmak – Tarımsal Fiyatların Oluşumu

Fiyatların genellikle serbest piyasada oluştuğu kabul edilir. Tarımsal ürünlerin çoğu zorunlu ihtiyaçları gideren mallar olup talep fiyatları esnek değildir. Bu tip mallarda üretim (arz), normal talebin altında veya üstünde olması fiyatlarda büyük dalgalanmalar yaratır. Bu dalgalanmalar üretici gelirlerinde ve/veya tüketici harcamalarında büyük artışlara veya azalışlara sebep olur. Öte yandan gelişen teknoloji ve sermaye birikimi , tarımsal girdi ve çıktı piyasalarındaki tarım-dışı firmaların tekelleşme eğilimini artırmıştır. Bu durum iç ticaret hadlerinin sürekli tarım aleyhine oluşmasına neden olmaktadır. Yani tarım-dışı piyasalardaki tekelleşme eğilimi, serbest piyasa sistemini bozmakta ve tarımsal girdi/çıktı piyasaları tarım aleyhine çalışır bir konuma gelmektedir. Bu olumsuzluğun ortadan kaldırılması için 20.yüzyılın ilk üç çeyreğinde , Türkiye’nin de aralarında bulunduğu pek çok ülkede, tarımsal fiyatların oluşumunda devlet önemli görevler üstlendi. Ancak 1980’lerden sonra tarımsal fiyatların tekrar serbest piyasada oluşması konusu ağırlık kazandı. Bu konuda ulusal ve uluslar arası boyutta önemli adımlar atıldı. Örneğin Türkiye’de 24 Ocak 1980 karaları, 1994’de Uruguay’da imzalanan GATT anlaşması, Avrupa Birliği (AB) ile yapılan Gümrük Birliği anlaşması ve son yıllarda IMF’ye verilen niyet mektupları,vb…tarım piyasalarının giderek liberalleşmesini sağlamıştır. Böyle bir ortamda tarımsal girdi/çıktı fiyatlarının çiftçi lehine oluşturulabilmesi için bu piyasalara çiftçinin, mümkün olduğunca “toplu arz ve toplu talep” yaratabilecek bir yapılanma ile girmesi gerekir. Gelişmiş ülkelerden yapılan gözlemlerin, böyle piyasalarda çiftçi lehine fiyat oluşturabilen en önemli kuruluşların kooperatifler olduğunu göstermektedir.

Tarımsal Pazarların İyileştirilmesi

Pazarlama sisteminin temel amacı, istenilen bir malı istenildiği yerde,istenildiği zamanda, uygun fiyattan ihtiyaç sahibine ulaşmasını sağlayacak bir ortam yaratmaktır. Bu da etkin çalışan bir pazarlama sistemi ile sağlanabilir. Konuyu daha somutlaştırabilmek için şöyle bir örnek verelim: Kars’ın en ücra bir dağında hayvan yemi olarak kullanabilecek bitkiler var; bu yörede bu doğal yemleri yiyebilecek hayvanlar var; bu otlarla hayvanları bilinçli bir şekilde organize edebilecek insanlar var: bu doğal ortamın olanaklarını o yörenin insan emeği ile harekete geçirerek et,süt ve daha birçok tarım ürünü üretilebilir; işte bütün sorun Kars’ın bu ücra dağının başındaki doğal kaynağı, insanın bilinçli emeği ile ete,süte, kısacası bir tarım ürününe dönüştürerek bu ürünü Ankara’daki,İstanbul’daki ve hatta Londra’daki işçinin,memurun ,vb.. insanların sofralarına taşıyabilecek bir pazarlama sistemin kurulmasıdır. Böyle bir pazar kanalının ilk halkasında üretim yapan çiftçi, son halkasında da tüketim yapan tüketici bulunmaktadır. Bu üretici-tüketici arasındaki tarım-gıda zincirinin her halkasında kendine pay çıkartan daha bir sürü kişi ve/veya kuruluşlar (sanayiciler, toplayıcılar, nakliyeciler, dağıtımcılar,perakendeciler,finans kuruluşları,idari kurumlar,vb…) bulunmaktadır. Bu aracı kuruluşlar, tüketiciler adına çiftçilerden mal talep etmekte, sonrada bu malı , tam veya kısmen işleyerek, üretici adına tüketicilere sunmaktadırlar. Bunu yaparken de piyasada kendilerine uygun bir fark (marj) yaratan fiyatları, çiftçilere ve tüketicilere kabul ettirmektedirler. Bu aracı kuruluşlar bizzat çiftçinin ve tüketicinin kendisi olamayacağına göre, üreticinin eline geçen fiyatla tüketicinin ödediği fiyat arasında büyük farklar oluşmakta ve mevcut piyasa çiftçiyi ödüllendirememekte ve onu mağdur etmektedir.Bu nedenle sağlıklı bir tarımsal pazar yapısının oluşmasında çiftçilerin ve hatta tüketicilerin birbirlerinin partneri olabilecek bir piyasanın yapısal öğelerini oluşturmalıdırlar. Yine bu konuda dünya örneğinde gözlenen başlıca kuruluşlar kooperatiflerdir.

Tarımsal Ürünlerin Farlılaşmasına Katılmak

Günümüz dünyasında tüketimin temel merkezi kentlerdir. Kentlerdeki insanların büyük çoğunluğu çalışmaktadır. Bu nedenle bu insanların talebi ham ve işlenmemiş tarım ürünlerinden çok, yarı veya tam işlenmiş tarım ürünlerine doğru kaymıştır. Piyasa ekonomilerinde üretim, talebin koşullarına göre yapıldığından, tüketici talebindeki bu değişimleri üreticiler algılamak durumundadır. Yani ham ürünün farklı işlenmiş ürünler haline getirilmesi yolunda çiftçiler düşünceler üretmeli ve uygulamalar geliştirmelidirler.
Ayrıca çiftçi eline geçen fiyatlar, ham ürüne göre işlenmiş ürünlerde daha farklı olacaktır. Yani çiftçi ham ürünü kendisinin işleyeceği tesisler oluşturursa bu işleme (sanayi) sektöründe yaratılmış yeni katma değerlerin önemli bölümü yine çiftçide kalacaktır. Burada en önemli olgulardan biri, tarımsal ürün çeşitlilikleri artırılırken “tarım ile sanayinin” entegre çalıştırılabilmesidir. Tarımla sanayinin entegre çalışmasında kullanılan en önemli kuruluşların başında kooperatifler gelmektedir. Tarım-sanayi entegrasyonu, çiftçilere, tarım-dışı firmalara, ulusal ekonomiye önemli katkılar sağlayacaktır. Böylece tarımda hem ürün çeşitliliği artacak hem de ayni üründen daha fazla katma değer yaratılacaktır. Örneğin 2000 yılı itibariyle Fransa’da tarımsal kooperatiflerin iş hacimlerinin yüzde 40’ı endüstriyel faaliyetlerden sağlanmıştır; kooperatiflerin bu endüstriyel faaliyetlerinin yüzde 94’üde yedi sektördeki faaliyetlerden elde edilmektedir; bu sektörler ise şunlardır: süt ürünleri,hayvan kesimi, hayvan yemi,konservecilik, şeker,şarap imalatı ve damıtım. Bu sektörlerin iş hacminde de kooperatiflerin payı yüzde 30 düzeyindedir (www.cooperation-agricole.asso.fr).

Kırsal Ortamın Koşullarını İyileştirmek

Kırsal kesimde, yaşam koşullarının diğer kesimlerde çalışanlardan farklı olmaması gerekir. Bu nedenle tarım kesimine bir takım kamu hizmetlerinin (teknik yayım hizmetleri,girdi/çıktı destekleri, tarımda çalışanların sosyal güvenliği, vb..) sunulması gerekir. Ayrıca kırsal kesim için alternatif politikalar üretmek ve uygulamalar geliştirmek önemli konulardır.
Kırsal kesimin yaşam koşullarını iyileştirmek için neler, nasıl ve kimler tarafından yapılmalıdır ? sorusu her zaman her toplumda gündemin ön sıralarında yer almıştır. Ancak bu soru yeterince yanıtlanamamış bir sorudur. Örneğin tarım kesimine yönelik teknik yayım servisi nasıl organize edilmeli ve kimler tarafından gerçekleştirilmelidir ? Çiftçinin mesleki statüsü diğer meslek statüleri karşısında nasıl olmalı? Bu statü nasıl korunmalı? Çiftçilik mesleği nasıl geliştirilmeli ? Çiftçilik kimliğinin belirlenmesi, geliştirilmesi ve korunması sürecinde neler yapılmalı ? Bu eylemin kamudaki ve tarım kesimindeki partnerleri kimler olmalı?.. Tarım kesiminde çalışanların korunması ve sosyal güvencesi nasıl sağlanmalı ? Bu sistem nasıl kurulmalı ? Sistemin siyasi, kamu ve çiftçi partnerleri hangi kurumlar olmalı ?..Sosyal güvenlik sistemi nasıl çalıştırılmalı? Tarımla ilgili pek çok ayrıntıda kamuya karşı kimler ya da hangi kuruluşlar sorumlu olmalı ? Ayrıca siyasi erklerin tarımsal politikalar üretmesinde, üretilen politikaların uygulamaya aktarılmasında ve izlenmesinde hangi kuruluşlar, nasıl etkin olabilirler? Bu ve buna benzer sorunların Türkiye tarımı açısından yeterince tartışıldığını ve bir çözüme kavuşturulduğunu söylemek güçtür. Ancak tarım mesleğinin kimliğini ilgilendiren sorunların çözüm araştırmalarında kamu karşısında en önemli sivil partnerlerin ziraat odaları ve çiftçi sendikaları olduğunu söylemek gerekir.

ÇİFTÇİLER NASIL ÖRGÜTLENMELİ?

Tarımı ekonomiyle bütünleştiren en önemli örgütler: kooperatifler

Kooperatifler , dünyanın pek ülkesinde önemli sayısal büyüklükler taşımaktadır. Uluslar arası Kooperatifler Birliği (ICA) kayıtlarına göre, kooperatiflere 800 milyon civarın insan üyedir.Birleşmiş Milletler (BM)’in bir raporunda (1994), dünyada 3 milyar civarında insanın ekonomik güvencesinde kooperatiflerin payı bulunduğu ifade edilmektedir. Aktif nüfusun, gelişmiş ülkelerde yüzde 62’si, gelişmekte olan ülkelerde yüzde 57’si kooperatif üyesidir. Çin’de 160 milyon insan kooperatif şemsiyesi altında toplanmıştır. ABD’de ilk 500 büyük firma içinde 14 kooperatif şirket bulunmaktadır; 100 büyük kooperatif 750 binden fazla devamlı statüde işçi çalıştırmaktadır. Kooperatifler tüm Avrupa’da 5 milyon işçi çalıştırmaktadır. AB ülkelerinde tarımsal kooperatiflere 14 milyon çiftçi üyedir. Fransa’da 10 çiftçiden birisi kooperatif üyesidir. Kooperatiflerin cirosunun ülke gayrisafi milli hasılasına (GSMH) oranı (1991), Almanya’da yüzde 41.2, Hollanda’da yüzde 42.5 ve Fransa’da yüzde 43.5’tur.
Ortak ekonomik amaçlara ulaşabilmek için demokratik yönetim ve denetimin egemen olduğu bir örgüt oluşturup, gönüllü olarak bir araya gelen kişiler topluluğu olarak tanımlanabilen kooperatif, belirli bir işbirliği grubunun ortak girişimi ile yaşama geçirilir. Kooperatif, dayanışmacı yanıyla bir sosyal grup, ekonomik işletmesiyle bir girişim özelliği taşır. Kooperatiflerin ,diğer ekonomik girişimlere göre bazı ayırıcı özellikleri vardır:
Kooperatiflerin asıl amacı hizmettir. Çiftçilerin ekonomik faaliyetlerini geliştirme, kolaylaştırma; bu faaliyetlerin sonuçlarını iyileştirme ve artırmaya yönelik tüm araçların çiftçiler tarafından kullanılmasını sağlar. Son onlu yıllarda, kooperatiflerin piyasa koşullarında rekabet edebilmesi ve kendisine gerekli olan finansman kaynağı yaratabilmesi için “hizmet” amacı yanına bazı ülkelerde “artı kar” amacı da eklenmiştir.
Kooperatiflerde kişiler ön plandadır. Kooperatifler bir şahıs şirketidir. Pay senetleri ada yazılıdır.;kooperatifin onayı olmadan bu pay senedi başkasına devredilemez. Yani kooperatifi belirli kişiler sermayeleri ile kontrol altına alamaz. Son yıllarda Fransa gibi bazı ülkelerde bu konuda da esnek yaklaşımlar üzerinde durulduğu gözlemlenmektedir.
Kooperatiflerde yönetim “bir insan bir oy” ilkesine dayandırılmıştır. Yani tam anlamıyla demokratik ve katılımcı bir yapıya sahiptir. Oysa sermaye şirketlerinde ortağın sermayesi oranında oyu vardır. Son onlu yıllarda bazı ülkelerde bu ilkeye, kooperatif yönetiminde çoğunluğu aşmayacak şekilde , üyenin kooperatifle yaptığı ekonomik işlem hacmine göre bazı ek oylar verilmektedir. Bunda da amaç ortağın kooperatifle ekonomik işlem hacmini artırmaktır.
Genel olarak kooperatiflerde ticari faaliyetlerin salt ortaklarla yapılmasıdır. Ancak ekonomik faaliyetlerdeki gelişmeler bu kuralda da bazı önlemler alınmasını gerektirmiştir. Nitekim bir çok ülkede kooperatiflerin, iş hacimlerinin belirli oranlarında, ortak dışı kişilerle de ticaret yapmaları öngörülmektedir.
Kooperatifler genel olarak belirli coğrafyada ikamet eden kişiler tarafından kurulmuşlardır. Dolayısıyla ekonomik faaliyetleri de bu yöre ile sınırlı kalmaktadır. Oysa gelişen ulaşım ve iletişim teknolojisi piyasaları yerellikten ulusal, hatta uluslar arası boyuta taşımıştır. O nedenle gelişmiş pek çok ülkelerde, kooperatiflerin yerel ekonomik faaliyet alanlarını genişleten yasal ve ekonomik önlemler devreye sokulmaktadır.

Tarımsal kesimde kooperatifler fonksiyonlarına göre çeşitli şekillerde sınıflandırılırlar:
Çiftçiye girdi ve hizmet sunan kooperatifler: bilindiği gibi çiftçiler, tarımsal üretim için piyasadan gübre, ilaç, mazot,yem, vb.. girdiler, kredi ,teknik bilgiler gibi bir çok mal ve hizmet talep ederler . Örneğin AB ülkelerinde toplam tarımsal girdilerin yüzde 55’inden fazlasını kooperatifler karşılar. Kooperatifler, tarımsal girdileri ya kendi tesislerinde üretirler, ya da toptan tedarik ederek çiftçi ortaklarına dağıtırlar. Örneğin Dünyanın en büyük ikinci tarım kredi bankası olan Fransızların “Crédits Agricoles”ü bir kooperatif kuruluştur.
Çiftçinin ürünlerini toplayan ,işleyen ve pazarlayan kooperatifler: bu tip kooperatifler,ortak çiftçilerin ürünlerini toplar, çeşitli işlemlerden geçirerek piyasaya sunarlar. Bu kooperatiflerin en önemli özelliği tarımla sanayiyi bütünleşik bir yapıya kavuşturmasıdır. Tarımda yeni ürünlerin ortaya çıkmasını, ürün çeşitliliğinin artmasını, tarımda katma değerin yükselmesini önemli katkıda bulunurlar. Ayrıca müşterek bir marka veya etiket kullanarak yurt içi ve yurt dışı satışlarda tarım-gıda zincirinin önemli bir halkasını oluştururlar. Örneğin AB ülkelerinde tarımsal ürünlerin toplanmasında, işlenmesinde ve pazarlanmasında kooperatiflerin piyasa payı yüzde 60’ı aşmaktadır; bu ülkelerde süt ve süt ürünlerinin toplanması ,işlenmesi ve pazarlanmasında kooperatiflerin payı yüzde 75 civarındadır.
Çiftçilere girdi ve çıktı piyasaları düzeyinde hizmet veren kooperatifler yanında üretim süreci sırasında da onların işlerini kolaylaştıran kooperatifler de bulunmaktadır. Örneğin ortak toprak kullanma kooperatifleri, ortak makine kullanma kooperatifleri gibi… Fransa’da 13 300 adet tarımsal materyal kullanma kooperatiflerine (CUMA), 250 bin çiftçi üyedir.

Tarımı, kamuoyu ve siyasi erk önünde en iyi temsil edebilecek örgütler: Ziraat Odaları

Hukuki almamda oda, serbest meslek adamlarını içinde toplayan birlik (ticaret odası,sanayi odası, mühendisler odası, tabipler odası, vb…) olarak tanımlamaktadır (Meydan Larousse). Genellikle “oda” adıyla anılan meslek kuruluşları kanunla kurulurlar ve kamu kuruluşu niteliğine sahiptirler.
Ziraat odaları, tarımsal mesleki menfaatlerin korunması ve geliştirilmesinde kamu iktidarlarına danışmanlık yapan sivil karakterli bir kuruluştur. Bu özelliği onlara çeşitli haklar sağlar: tarımla ilgili her konuda bilgi toplama, bilgileri ilgili kuruluşlara aktarma, her türlü tarımsal konularda düşünceler üretme, çözümler geliştirme,gerektiğinde davalar açma, sonuçlarını izleme, vb… konularla uğraşır. Ayrıca ziraat odaları kamu iktidarlarının danışmanıdırlar: onların istedikleri bilgileri, tarımsal sorunlar hakkında kendisinden istenilen görüşleri hükümetlere sunarlar. Özetle ziraat odalarının danışmanlık rolü vardır; bu rolün bazı uygulama alanları kamu iktidarlarınca belirlenir; kamu iktidarları bazı misyonlarını (örneğin yarımsal yayım,vb…) ziraat odalarına devredebilir; ziraat odaları , ilçe, il ve ulusal düzeyde oluşturulan pek çok resmi komisyonlarda yer alarak oralarda tarımı ve çiftçiyi temsil ederler, tarımın menfaatlerini gözetir ve korurlar; tarımla ilgili yasaların ve yönetmeliklerin oluşmasına katkıda bulunurlar; onların uygulanmasını gözetir ve değerlendirirler; tarımı ilgilendiren tüm sorunlar , projeler hakkında düşüncelerini, görüşlerini açıklarlar; tarımsal arazilerin kullanılması konusunda planlar hazırlarlar; çiftçilerin eğitimi ve formasyonu konusunda çalışmalar yaparlar…
Ziraat odaları , bu görevlerini yerine getirirken bir takım yöntem ve araçlardan yararlanırlar.
Örneğin hükümetleri her şamada tarım konusunda bilgilendirirler, çözüm tekliflerini hükümet yetkililerine sunarak ona danışmanlık yaparlar;
Ziraat odaları, bünyesinde kurdukları bir takım servis dallarıyla kırsal kesimin kalkındırılması için öncü roller üstlenebilirler;
Önemli ürün dalarına göre (Örneğin hayvancılık yetiştirme servisi gibi) oluşturduğu servis dallarıyla bölgenin/ülkenin öncelikli üretim dallarının sorunlarını ve çözüm önerilerini belirlerler:
Tarımla ilgili mesleki formasyon,hukuk, toprak ıslahı ve kullanımı, ekonomik inceleme, muhasebe, işletme yönetimi,dokümantasyon, meteoroloji, kırsal turizm, kırsal zenaat, tarımsal ürün tanıtımı,vb.. servisler kurarak hem kamuoyuna, hem siyasal iktidara ve hem de çiftçi üyelerine yardımcı olurlar.

Türkiye’de ziraat odaları, tarımsal faaliyetleri denetlemek, hükümetlerin tarımsal politikalarının gerçekleşmesine yardımcı olmak amacıyla, 1957/1963’de çıkarılan 6964-1330 sayılı yasa ile kurulmaya başlanmıştır. Tüzel kişiliği olan ,kamu kurumu niteliğinde ve Tarım ve Köyişleri Bakanlığı denetiminde bir meslek kuruluşudur. Yasada verilen görevleri şöyle özetlenebilir: tarımsal programları ve politikaları inceleyerek görüşlerini hükümete bildirir; başka ülkelerdeki ziraat odalarının faaliyetlerini inceler; faaliyet konularıyla ilgili yayın yapar; tarım sergilerinin plan ve programlarını onaylar; Türkiye’nin tarımsal ürünlerini tanıtan dernekler kurar. Birliğin taşra teşkilatı, köylerde muhabirlikler,köy yürütme kurulu, köy danışma konseyi; ilçelerde oda meclisi ve ilçe danışma konseyi; illerde il koordinasyon kurulu ve il danışma konseyi; bölgelerde bölge temsilciler meclisi ve bölge yürütme kurulları şeklinde organize olur.

12 Eylül 1980 harekatından sonra odalarla ilgili yasalarda önemli değişiklikler yapıldı. Örneğin 18 Mayıs 1983 tarihli 67 sayılı KHK (kanun hükmünde kararname) ile Ziraat Odalar ve Birliği Kanununun bazı maddeleri değiştirilip bu yasaya yeni maddeler eklendi. Özellikle 63,64,65,66,67,68,69 sayılı KHK’ler ile tüm kamu kurumu niteliğindeki meslek odalarının kuruluş yasalarında paralellikler sağlandı. Odalar arasındaki eşgüdümü sağlamak üzere “Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği” (TOBB) kuruldu. Bu düzenlemelere göre odalar,borsalar, TOBB kuruluş amaçları dışında hiçbir faaliyet gösteremezler; siyasetle uğraşamazlar; siyasal partiler ve derneklerle ortak hareket edemezler; genel ve yerel seçimlerde belli adaylara destekleyemezler. İlgili bakanlığın odaların karar ve işlemleri hakkındaki tasarruflarına, bunların görevli organları tarafından uyulması zorunludur. Yasaklara uymayan odaların zorunlu organlarının görevlerine son verilmesine Adalet Bakanlığı’nın, Tarım Bakanlığı’nın teklifi üzerine ya doğrudan, yada Asliye Hukuk Mahkemelerince karar verilir.
Ziraat odaları ayni zamanda hem bir kamu ve hem de mesleki bir organdır. Bu ikili karakter onu tarımsal dünyanın imtiyazlı bir temsilcisi yapmaktadır.

Tarımda çalışanları siyasal platformda temsil edebilecek örgütler: Çiftçi Sendikaları

Sendikalar üyelerinin mesleki, ekonomik, ticari ve tarımsal menfaatlerini incelemek ve savunmak için kurulmuş, ayni mesleği veya benzer meslekleri veyahut da birbirine yakın meslekleri icra eden kişilerin gruplaşmasıdır.Sendikalar üyelerinin maddi ve manevi durumunu iyileştirme amacını güderler.
Türkiye’de sendikacılık hareketleri daha çok işçi ve işveren kesimleri arasında yaygındır. Tarım işçileri ile ilgili sendikalar olmasına karşın çiftçilerin sendika kurdukları pek gözlemlenmemiştir. Buna karşılık Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde sendikacılık oldukça yaygındır. Çiftçi sendikalarının oldukça yaygın olduğu Fransa’da ilk çiftçi sendikası 1884’de kurulmuştur. Kuruluş yıllarında misyonları ekonomiktir; pek çoğu sendika-butik olarak görev yapmışlardır.Sendikaların bu rolü, kooperatiflerin gelişip ekonomik çıkarlarını savunabilir düzeye kavuşuncaya kadar sürmüştür. Bugün AB ülkelerinde sendikalar ayni mesleği icra eden insanların düşüncelerini, politik yaklaşımlarını örgütleyen bir kuruluş niteliğine dönüşmüştür.
Günümüzde tarımda sendikacılığın en çok geliştiği ülke Fransa’dır. 20.yüzyılın başlarında tarımsal sendikacılıkta iki akım ortaya çıkmıştır. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Fransa’da tarımsal dünyanın tek sendikayla temsil edilmesi yoluna gidildi (La Confédération Générale Agricole). 1953’de bu sendika parçalanarak tarımda çalışan farklı sosyal grupların kurduğu sendikalar ortaya çıktı: çiftçi, tarım işçileri, toprak sahipler, vb.. sendikaları gibi…
AB ülkelerinde sendika kurmak basit ve serbesttir. Sendikalar, politik baskılar için kurulan en önemli örgütlerdir. Bu nedenle AB ülkelerinde çiftçilerin politik düşüncelerini yansıtan ve siyasal iktidarların uygulamalarını protesto eden eylemlerin düzenleyicileri sendikalardır. Oysa Türkiye’de sendikalar siyasi amaç güdemezler; bu amaçla dernek,, kamu kurumu niteliğindeki meslek odaları, kooperatifler ve vakıflarla işbirliği yapamazlar. Sendikaların siyasi partilerle ilişki kurmaları, bunlardan destek almaları ya da onlara destek vermeleri, bir siyasi partinin amblem ve işaretlerini kullanmaları yasaktır.

Tarımsal ortamı iyileştirebilecek diğer örgütler: Dernekler ve diğerleri

Dernekler:
Hukuki açıdan dernekler,belli bir amacın gerçekleştirilmesi için ikiden fazla kişinin bilgilerini ve eylemlerini sürekli birleştirdikleri ve tüzel kişiliğe sahip insan topluluğudur (Meydan Larousse). Derneğin amacı,bir derneğin kurucularını ve derneğin kuruluşu konusunda harekete geçmeye yönelten, dernek faaliyetlerinin bütün üyelerce benimsetilmesinin sağlanmasıdır.
Dernekler pek çok konuda, pek çok alanda insanların yararlandıkları demokratik nitelikli gönüllü kuruluşlardır. Faaliyetleri, seçilmiş organları tarafından organize edilirler. Dernekler kazanç paylaştırmaktan çok daha farklı amaçlarla kurulurlar. O nedenle kuruluşunda bir ideal, bir amaç olması gerekir. Ancak ideal amacı olan bir derneğin buna ulaşabilmesi için ticari faaliyette bulunmasına veya ticari bir işletme kurmasına bir engel yoktur (Medeni Kanun,Md.54/II). Bu gibi dernekler ticaret kanununa göre tacir sayılırlar ve bu kanunun hükümlerine uyarlar.. Dernekler Kanununa göre, derneklerde amaçta teklik ilkesi yürür. Derneklerin birden fazla amacı olmamalıdır. Derneğin amacı yasalara, ahlak ve adaba aykırı olamaz.
1972 tarihli 1630 sayılı Dernekler Kanununu değiştiren 1983 tarihli 2098 sayılı yasaya göre önceden izin almadan dernek kurulabilir. Ancak bu genel kuralın bazı istisnaları bulunmaktadır:
a) Belli bazı görevliler ve kişiler dernek kuramazlar (yüksek mahkeme üyeleri,yargıçlar,savcılar,Sayıştay mensupları, mülki idare amirliği kadrolu çalışanları, Türk silahlı kuvvetleri ile özel kuvvet mensupları,özel yasalarında dernek kuramayacakları belirtilen kamu hizmet görevlileri,bazı suçları işleyenler,vb..)
b) Kapatılmış derneklerin yöneticileri beş yıl geçmeden dernek kuramazlar;
c) Eylemleri ile siyasi partilerin kapatılmasına neden olan kişiler beş yıl geçmeden dernek kuramazlar.
Ancak gerek dernekler yasasında, gerekse diğer yasalarda çiftçilerin dernek kurmalarına bir engel yoktur. Türk çiftçileri derneklerden en az yaralanan bir sosyal tabakadır. Bir araştırmada 1990’lı yılların ortalarında faal olan 9 çiftçi derneği saptanabilmiştir.
Bununla birlikte derneklerin de belirli bir siyasi partiyi desteklemesi, belirli siyasi partilerle işbirliği yapması, belirli bir milletvekili aydına veya mahalli idari adaylarına destek vermeleri veya bunlarla işbirliği yapmaları yasaktır.
Derneklerin çalışmaları, tüzüklerinde gösterilen amaçlarla sınırlıdır. Bazı faaliyetler ilgili makamlardan izin alınarak gerçekleştirilebilir. Derneklerin belirli konularda bildiri, beyanname ya da benzeri yayım ve dağıtım yapmaları için önce yönetim kurulu kararı ,sonra da yayınlanacak metnin bir örneğinin 24 saat önceden mahallin en yüksek mülki amirine ve savcısına makbuz karşılığında teslim edilmesi ile mümkündür.

Diğer örgütler:
Yukarıda belirtilen ana örgüt tipleri yanında tarımda imece, vakıf, bazı özel şirket tipleri, köylü birlikleri, vb.. örgütlerde bulunmaktadır. Ülkemizde bu örgüt tiplerinden en yaygını vakıflardır.
Hukuki açıdan vakıf, tüzel kişiliğe sahip olmak üzere bir malın belirli bir amaca tahsis edilmesi demektir.Türkiye’de vakıfların oldukça eski bir geçmişi vardır. Genellikle vakıflar temlik ve temellükten uzak tutulur; ancak vakfedilen kimsenin dilediği şarta göre kullanılır. Vakıflar genellikle hayır yapmak amacıyla kurulur. Osmanlı döneminde vakıflar,fıkıh kurallarına göre yönetilirdi. 1935’de çıkarılan Vakıflar Kanunu ile vakıfların hukuki yapısı düzenlendi.
Vakıf, gerçek veya tüzel kişiler tarafından kurulabilir. Bir vakıf kurulabilmesi için belirli bir amacın bulunması gerekir. Vakıfın, amacını elde edebilmesi için belirli bir malın veya iktisadi değerin tahsis edilmesi gerekmektedir. Vakıfta bulunması zorunlu olan tek organ yönetim organıdır; kural olarak vakfı kuran kişi tarafından atanır. Genellikle vakıftan yararlanacak kişiler, vakıf kuran tarafından kuruluş senedinde belirtilir. Tarımda gözlenen başlıca vakıflar, Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce işletilen vakıf zeytinlikleri ve Türkiye Kalkınma Vakfı’dır. Vakıf, demokratik sivil bir örgütten çok belirli konularda topluma/çevreye yardımcı olmak isteyenlerin, başkaları için tahsis ettiği malları, amacına uygun yönlendiren bir kuruluştur. Yani kısaca vakıflar, belirli kişi ya da kişilerin oluşturduğu ve yönetimini bizzat yönlendirdiği ,tali nitelikli bir toplumsal destek kuruluşu olarak kabul edilebilir.

Prof. Dr. Ayhan ÇIKIN

Benim de hocam olan, 28.02.2017 tarihinde kaybettiğimiz kooperatifçi bilim insanı Prof. Dr Ayhan Çıkın’ın 2003 yılında çıkarmayı planladığımız bir yayın için yazmış olduğu yazıdır. Kendisini saygı ve özlemle anıyorum. Prof. Dr. Göksel ARMAĞAN

Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünde 1993 yılından beri çalışmaktadır. Aynı bölümde 2015 yılından bu yana Profesör kadrosundadır. Başlıca çalışma alanları üretim ekonomisi, tarımsal yatırım projelerinin hazırlanması, tarımsal yayım ve kırsal kalkınmadır. Ayrıca Tarım Ekonomisi Dergisi  editörlüğü görevini yürütmektedir.