Muğla’dan Tarımsal Gezi Notları

tarafından
456
Muğla’dan Tarımsal Gezi Notları

 

Ziraat Mühendisi arkadaşım Cenk Tümer Özdemir ve Veteriner Hekim Necati Ocak ile birlikte Muğla’nın yaylalarında, ovalarında, bağında bahçesinde adım atmadık yer bırakmadık. Seydikemer’in 2000 rakımlı Girdev Yaylası’ndan Üzümlü Köyü’ne, Fethiye Karaçulha’nın domates seralarından, Sahilceylan’ın alabalık tesislerine kadar sıcacık sohbetler ve dostluklar yakaladık.

Her şeyden önce biraz Muğla’dan bahsedelim. Muğla kesinlikle Türkiye’nin kalkınmada lider illerinden biri olma potansiyelini taşıyor. Ancak tüm faaliyetler doğrudan ya da dolaylı olarak turizm sektörünü düşünüyor. Muğla gibi birçok tarihi ve turistik noktayı barındıran bir ilimiz için bu sonuç oldukta doğal fakat eksik. Bölgede önemli bir uğraş olan tarımsal faaliyetler ne yazık ki ikinci plana bırakılmış durumda. Zaten ülke genelinde her geçen gün terk edilen tarımsal üretim, turizm sektörü gibi bir faktörle daha çabuk terk edilebilir bir hale gelmiş. Üretimi yapılan bitkisel ve hayvansal ürünlerin pazarlanması konusunda çok ciddi sıkıntılar var. Özellikle tarımsal sanayi tesislerinin eksiği, başta üreticinin daha sonra tüketicinin cebine yansıyor. Örneğin, Türkiye’nin lider domates üretim merkezlerinden olan bölgede ne bir salça fabrikası, ne de domates satımı üzerine bir üretici kooperatifi yok. Hal böyle olunca, üretici salçalık domatesin kasasını 1 TL’den satmak zorunda kalıyor. Domateslerin İzmir’e taşınması, orada işlenmesi ve bölgeye açılması gibi işlemler de ürünlere ‘katma değer’ ekliyor, fiyatlar artış gösteriyor.

Köylerdeyse bu geri plana atılmışlığın sancıları yaşanıyor. Ürünlerden istediği geliri elde edemeyen genç nüfus verimli toprakları terk ediyor, yaylalar yabancı turistlerin villalarına açılıyor. Köylerini terk etmek istemeyen orta ve yaşlı kesim, iş gücü eksikliği ve kıt kaynaklarla hayatını idame ettiriyor. Ölü Deniz’i kuşbakışı gören Babadağ’dan yamaç paraşütçüleri salınırken, binlerce dönümlük yayladaki son çoban keçilerini sürüyor…

SERA CENNETİ: ELDİREK

Yola koyuluyoruz, ilk durağımız masmavi sularıyla turizm cenneti olarak bilinen Fethiye. Ölü Deniz kıyısına akın etmiş yerli ve yabancı binlerce turist denizin ve tatilin tadını çıkaradursun; biz biraz serin ve uzak noktalara gidiyoruz. Yaz- kış ya da bayram-tatil demeden çalışılan, şehir merkezine 13 km. uzaklıkta bulunan Eldirek Köyü’ndeyiz. Köyün orta yerindeki kahvehane sadece tavşankanı çayı ile değil, misafirperverliğiyle de içimizi ısıtıyor.

Eldirek halkının geçiminin büyük çoğunluğu yetiştirilen sera ürünlerine bağlı. Kaliteli domates ve hıyarlar yaz aylarında umut kapıları. Aroması ve görünümü hoş olan domatesler doğrudan tüketim ürünü olarak satılırken,  ikinci ya da üçüncü sınıf diyebileceğimiz domateslerse salça fabrikalarının yolunu tutuyor. Yaz aylarıyla birlikte 50 derece sıcaklığa varan seralar, kışın soba yakarak ısıtılmaya çalışılıyor. Köyün en önemli faaliyeti seracılık olduğundan, seralar köyün etrafını kuşatmış vaziyette. Köy kahvehanesindeki sohbet yerini tartışmaya bıraktığında bir kez daha üzülüyoruz Köy Enstitüleri’ne… Biz sormadan İbrahim Çelik anlatıyor, “Biz 60 yıl önce köy enstitülerinde hem ilim öğrenirdik, hem çiftçiliği öğrenirdik. Günümüzde ziraat mühendisleri bile eksik bilgiyle yetiştiriliyor. Şimdi köylüyü, çiftçiyi umursayan kim?”


Domates Seraları, Eldirek, Fethiye, Muğla

 TOPLAMA MERKEZİ: KARAÇULHA

Eldirek’ten ayrılıp, Fethiye şehir merkezine 5 kilometre uzaklıktaki Karaçulha Mahallesi’ne devam ediyoruz. Muğla’nın Büyükşehir Belediyesi olmadan önceki belde belediyelerinden birisi Karaçulha. Köyleri’ndeki karakteristik Eldirek ile hemen hemen aynı; seracılık en önemli faaliyet. Karaçulha’yı ayıran en önemli özellikse, şehir merkezinde domateslerin toplanma merkezi bulunması denilebilir. Burası, Muğla Büyükşehir Belediyesi Toptancı Hallerinden birisini bünyesinde barındırıyor. Çevre il ve ilçelerden gelen pazar esnafları ve hal içerisindeki toptancılar, üreticinin getirdiği ürünleri toplu şekilde satın alıyor, İzmir, İstanbul ve Ankara başta olmak üzere diğer illere gönderiyor.

 

Toptancı halinde satışı yapılamayan, elde kalmış, ezilmiş ya da istenilen olgunluğa erişmemiş domatesler, şehrin iki noktasında kurulan merkezlerde toplanıyor. Sistemin işleyişi basit. Geniş taşıma kapasitesine sahip kamyon ve tırlar toplanma merkezine yanaşıyor. Ürünleri elinde kalan çiftçiler, zaman zaman kasası 1 lirayı bulan fiyatlardan bu araçların kasasını dolduruyor, getirdiği kasa başına ödeme alıyor. Kasayı dolduran tır, İzmir’de bulunan salça fabrikalarına ya da aracılara doğru yolu çıkıyor. Domatesin memleketinde, domatesler değer görmüyor.

TURİZM VE HAYVANCILIK İÇ İÇE: AKBEL YAYLASI

50 derecelik seralarda bitirdiğimiz ilk günün sonrası daha yüksek noktalara çıkıyoruz. Yamaç paraşütüyle ünlü Babadağ eteklerine sokuluyoruz. Altımızda Ölü Deniz, etrafımızda Sedir Ağaçları. Yolun sonunda paraşütçülerin atlama merkezi olduğundan olsa gerek, gayet nizami bir yol götürüyor bizi köye. Rakım 2000 metre. Yer Akbel Yaylası. Gözümüzün alabildiğine uzanan bir orman ve mera. Yaylada tek problem su. Su ihtiyacı 15-20 dakikalık mesafeden tankerler ile getiriliyor. Ancak bölge Türkiye toprakları üzerinde belki de keçicilik yapmak için en uygun ortam. Keçiler ormana gidiyor, işini bitiriyor geri geliyor. Hırsızlık tehlikesi yok, tehlike yaratabilecek bir yabani hayvan yok. Üstümüzde salınan paraşütçüler, etrafımızda otlayan keçiler. Ormandan sıkılan merada devam ediyor. İlginç olan, Akbel Yaylası’nda hayvancılık yapan sadece bir aile var, Akdere ailesi. Ailenin oğlu Süleyman Akdere anlatıyor, “Hiçbir işte kazanamayacağım paraları bu yaylada kazanıyorum. Yeri geldi bu insanlar neden hayvancılık yapmıyor, turizm çok mu kazandırıyor diyerek Fethiye’ye indim; dayanamadım geri geldim. Sabah süt sağıyorum, sütlerden annem ürünlerini yapıyor sonra keçileri serbest bırakıyorum. Onlar zaten yolunu buluyor.” Bölge halkının Kurban Bayramı’nda keçi kesme alışkanlığı Akdere için avantaj oluşturmuş durumda. 200 keçisi bulunan Süleyman Akdere her bayramda keçilerin tamamını satıyor, tekrar yenilerini alıyor. “Neden daha fazla almıyorsun?” dediğimizde, “Şu an süt ürünlerinden ve hayvan satışlarından elde ettiğim gelir aylık 4-5 bine ulaşıyor. Bana yardım edecek ne bir çoban ne de bir hayat arkadaşım var. Yanımda bir kişi daha olsa işleri de büyütürüm, durum daha farklı olabilirdi” diyor.

GÖÇER HAYVANCILIK VE YÖRÜKLERİN ADRESİ: SEYDİKEMER

Fethiye’nin dağını taşını gezdikten sonra ilk adresimiz Seydikemer ilçesi. Fethiye’ye oranla burada tarım daha önemli bir yer edinmiş. İşe zirveden başlayalım diyerek Girdev Yaylası’na yola koyuluyoruz. Mihmandarımız Ali. Ali de bölgedeki çoğu yurttaşımız gibi bir Türkmen Yörüğü ve bizi konargöçer hayvancılığın, Yörük kültürünün tam orta yerine götürüveriyor. Vadiden süzülerek geri dönen koyunlar, sanki arşa yükselen dağ yanakları ve hepsinin ortasında kendine yer edinip çarşaf gibi uzanmış Girdev Gölü. İnsan ister istemez, “Yahu bu Yörükler de işini biliyor” diye geçiriyor içinden.

Mihmandarımız yaylanın daha uç kısımlarındaki bir gelenekten bahsedince tüm dikkatimizi çekiyor ve kendimizi yine yolda buluyoruz. Girdev Gölü eteklerinde asırlık bir gelenek bu. Geleneğe göre koyunlar yazın sıcağında bunalmasın diye kırkım işleminden geçiriliyor; yani üzerlerindeki yünler kırpılıyor. Zamanında makasla yapılan kırkım işleri artık çeşitli makineler yardımıyla yapılsa da, geleneğin izlerini ve duygusunu hala hissettiriyor. Kırkım sonrası ortaya çıkan yünlerle yaylanın orta yerine bir yün dağı ekleniyor. Yörükler, Ekim ayının sonuna değin bu bölgede kalıyor. O zaman zarfında hem sıcaktan kaçıyor hem de koyunlarını dağ bayır gezdirerek bayrama hazırlıyorlar.


Girdev Yaylası ve Gölü, Seydikemer, Muğla

ŞEHRE ADINI VEREN MEYVELER: YEŞİLÜZÜMLÜ

Antik Çağ’dan günümüze ulaşan Kadyanda’nın tam tepeden tüm Fethiye’yi kucaklayan konumu ve büyüleyici güzelliği, restorasyonlarla varlığını devam ettiren tarihi taş binalar ve tarihe tanıklık etmiş ulu çınarlarla Yeşilüzümlü’deyiz.

Yeşilüzümlü de büyükşehir yasalarına kurban giden eski belediyelerden. Belediye olmanın getirdiği gelişim aşamalarını, bölgeye ayak bastığınız gibi fark etmeniz söz konusu. Adım başı görebileceğiniz üzüm bağları, mahallenin adının neden Yeşilüzümlü olduğunu yanıtlar nitelikte. Yaklaşık 2500 kişilik mahallede hemen hemen herkesin üzümle ilgili bir uğraşı var. Genelin aksine Yeşilüzümlü’de olumlu bir hava var. Emek vermenin, disiplinle çalışmanın ve bir program temelinde yavaş ama emin adımlarla ürünlerini satmanın rahatlığı da olabilir bu tabi. Başta üzüm olmak üzere ürünlerinin genel durumunda çok şikayet etmiyorlar. Satış fiyatları ürünlerine yaptıkları masrafı ihtiyaç doğrultusunda karşılıyor bölge halkının.

ALABALIK MERKEZİ: SAHİLCEYLAN

Seydikemer sadece bitkisel ve hayvansal üretimiyle değil, alabalık tesisleriyle de ekonomiye katkı yapan bir yerleşim yeri. Sahilceylan Mahallesi’ne doğru aracımızın tekerleri dönmeye başlıyor ve öbek öbek birçok alabalık tesisi karşılıyor bizi. Sahilceylan’da bulunan nehir yatağı, alabalık tesislerinin bölgede yoğunlaşmasına sebep olmuş. Bitkisel üretim de yapılan binlerce dönümlük arazilerden önce, dağın yamacında, nehir yatağına kurulan alabalık tesisleri var. Tesisler sadece bölgeye değil, tüm Türkiye çapına da ürün gönderiyor. Bölgede tarımsal ya da hayvansal üretim yapamayan kimi vatandaşlar için de bir iş imkanı ve gelir kapısı açıyor. Ürünlerin pazarının hazır olması, gelişen teknolojinin tesislerde olabildiğince kullanılması ve elbette su kaynağına yakınlık üreticiyi tatmin ediyor. Ufak çaplı aksaklıklar dışında, alabalık tesisleri balıklarının ve piyasanın durumundan memnun.

Yazamadıklarım ya da fotoğrafını paylaşamadıklarım da bu küçük videoda.

İziniz tarlada,
Yüzünüz harmanda,
Gözünüz econominal.org’da olsun!

 

 

Adnan Menderes Üniversitesi Tarım Ekonomisi Ana Bilim Dalı Yüksek Lisans Öğrencisi