Atatürk ve Tarım

tarafından
1211
Atatürk ve Tarım

“Türkiye’nin sahibi hakikisi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstehak ve layık olan köylüdür. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümeti’nin iktisadi siyaseti bu esas gayeyi istihsale matuftur. Yedi asırdan beri cihanın dört köşesine sevk edilerek kanlarını akıttığımız, kemiklerini yabancı topraklarda bıraktığımız ve yedi asırdan beri emeklerini ellerinden alıp israf eylediğimiz ve buna mukabil daima tahkir, terzil ile mukabele ettiğimiz ve bunca fedakarlıklarına ve ihsanlarına karşı nankörlük, küstahlık ve cebbarlıkla uşak menzilesine indirmek istediğimiz bu asil sahibin huzurunda bugün ihtiramla hakiki vaziyetimizi alalım.”                                  M. K. ATATÜRK (1 Mart 1922)

Toprak ve tohum kullanarak bitkisel ve hayvansal ürünlerin üretilmesi ve bunların çeşitli aşamalarda değerlendirilmesine tarım denilmektedir. Daha geniş bir ifadeyle, insan tarafından kendisine yararlı özellikle beslenmesi için gerekli hayvansal ve bitkisel ürünler elde etmek amacıyla belirli bir biyolojik ve sosyo ekonomik ortamda girişilen etkinlikler tarım olarak adlandırılmaktadır. Genel ekonomi açısından değerlendirildiğinde tarımsal faaliyetler insanın beslenme, giyinme ve barınma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla doğal kaynakları işlemeye yönelik tüm uğraşları kapsamaktadır.

Açıkça görülmektedir ki tarım kavramı oldukça geniştir ve bir ülke için vazgeçilemeyecek derecede önemlidir. 1920 lerde Türkiye Cumhuriyetinin kurucusu ulu önder Mustafa Kemal Atatürk nüfusun büyük çoğunluğu köylü olan bir ülkede halkın egemen olduğu cumhuriyet rejiminin kurulabilmesi ve yaşatılabilmesinin tarıma bağlı olduğunu biliyordu. Adana’da 16 Mart 1923 de çiftçilerle yapmış olduğu konuşmasında şöyle demişti: “Arkadaşlar Dünya’da fütühatın (fetihler, zaferler, galibiyetler) iki vasıtası vardır. Biri kılıç diğeri saban. Zaferinin vasıtası yalnız kılıçtan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, terzil edilir (rezil etme, saygınlığını yitirme), sefil ve perişan olur.”

Milli mücadeleden sonra tarım konusu üzerinde önemle durulmuştu. Köyün ve köylünün sosyo ekonomik açıdan önemini ve gelecekteki belirleyici rolünü belirtmesi bakımından 18 Mart 1923 de kabul edilen 442 sayılı “Köy Kanunu” Türkiye Cumhuriyeti tarihinde önemli bir kilometre taşıdır. Bu kanunda köyün detaylı bir tanımlaması yapılmış ve köy için demokratik yönetim biçimi benimsenmiştir. Bu dönemde kuruluşu 1888 yılına uzanan Ziraat Bankası’nı, hükümetlerin siyasi etkisinden kurtarmak ve gerçek sahipleri olan çiftçilere daha fazla tarımsal kredi vermek amacıyla, 19 Mart 1924 tarihinde TBMM’de 444 sayılı “Bütçe Kanunu” kabul edildi. Çiftçinin ekonomik durumunun düzeltilmesi için devlet gelirlerinde önemli azalma göze alınarak 17 Şubat 1925’te “Aşar Vergisi” kaldırılmış, yerine binde altılık bir vergi konmuştur. Mustafa Kemal yalnız aşarın kaldırılmasıyla köylünün refaha kavuşamayacağını bildiği için tarımsal eğitim ve uygulama alanında çağdaş yöntemlerin ve gelişmelerin memlekette uygulanması gereğine inanmış ve örnek olmak üzere Ankara’da bir çiftlik, sonradan adı “Atatürk Orman Çiftliği” olmuştur, kurmaya karar vermiştir. 1927 nüfus sayımına göre çalışan nüfusun yüzde 78’i çiftçilikle uğraşıyordu. 1928 yılında Ankara’da temeli atılan “Yüksek Ziraat Enstitüsünün” açılış töreni Cumhuriyetin 10. yılından bir gün sonra 30 Ekim 1933 tarihinde yapılmıştı. Türkiye’de üniversite geleneği içinde önemli bir yeri olan Yüksek Ziraat Enstitüsü yüksek öğretim ve araştırma alanında büyük yenilikler getirmiştir. Bir yandan da 1930’lu yıllarda Türkiye’de şeker ve dokuma endüstrisinin kurulması ve tüm yurda yayılması sağlanabilmiştir. Ayrıca 1935 yılında 2834 sayılı “Tarım Satış Kooperatifleri Kanunu” ve 2836 sayılı “Tarım Kredi Kooperatifleri Kanunu” çıkarılarak çiftçi örgütlenmesi desteklenmiştir. Bütün bu gelişmeler modern yöntemlerle tarımsal üretim yapan ve elde ettiği ürünü yurt içinde işleme kabiliyetine sahip bir Türkiye için oluşturulmak istenen “Tarım Politikasının” temelleridir. Ölümünden bir yıl önce 1 Kasım 1937’de TBMM açılış konuşmasında tarımın önemini vurgulamak isteyen Atatürk “Milli ekonominin temeli ziraatir. Bunun içindir ki, ziraatte kalkınmaya büyük önem vermekteyiz. Köylere kadar yayılacak programlı ve pratik çalışmalar, bu maksada erişmeyi kolaylaştıracaktır” demiştir.

Tarımsal yapı, işgücü, arazi ve sermaye gibi temel üretim araçlarının değişik biçimlerde bir araya gelmesiyle oluşan üretim ortamı şeklinde açıklanabilir. Türkiye’de Cumhuriyet’in kuruluşundan II. Dünya Savaşının başlangıcına kadar olan dönemde uygulanan politikalar tarımın yapısını değiştirmeye yönelik politikalardır. Türkiye’de “Cumhuriyet Projesini” hayata geçirmek üzere yapılan planlamalar sosyal, ekonomik, idari, hukuki, siyasal ve kültürel politikaları içermektedir. Atatürk’ün ileri görüşlülüğü sayesinde titizlikle hazırlanan bu proje ve uygulanan politikalar başarılı olmuştur. Ancak tüm dünyada yaşanan ekonomik kriz ve ardından patlayan II. Dünya Savaşı, öncelikleri başka alanlara kaydırma zorunluluğunu gündeme getirmiştir. 50’lerde kıt kaynaklarla da olsa “Cumhuriyet Projesi” yürümüş, 60’larda, 70’lerde ve 80’lerde siyasi kırılmalar nedeniyle Türkiye beklenen kalkınmayı sağlayamamıştır. 90’larda tüm dünyayı etkisi altında bırakan “küreselleşme rüzgârı” başlamış ve tüm sektörlerde olduğu gibi tarım sektöründe de üretim ilişkileri farklı boyutlar kazanmıştır. Artan dünya ticareti ile birlikte önceleri temel sorunu kaynakların kullanımı olan tarım sektörü, şimdi kaynak kullanımına ilave olarak rekabet gücünü ve verimliliği artırma sorunları ile de uğraşmaktadır. Buna ilave olarak küreselleşen dünyada Dünya Ticaret Örgütü, Dünya Bankası ve Avrupa Birliği gibi yeni aktörler ortaya çıkmıştır. Türkiye tarımı için 1920’de başlayan planların, değişen dünyaya uyum sağlayacak şekilde revize edilmesi gereklidir. Ancak geliştirilecek olan tarım politikalarında Cumhuriyet döneminde ortaya konan ilkeler korunmalıdır. Kırsal alanlarda yaşanan sosyo ekonomik sorunlar, tarımsal girdi fiyatlarının yüksekliği, tarımda teknoloji kullanımının yetersizliği, uygulamalı tarımsal eğitimde görülen eksiklikler, tarıma dayalı sanayilerin yeterince gelişememiş olması ve üretici örgütlenmesinin yaygınlaşamaması günümüzde tarım kesiminin temel sorunlarıdır. Açıkça görülmektedir ki bu sorunlar Atatürk’ün, Cumhuriyet döneminde işaret ettiği ve çözüm üretmeye çalıştığı konulardır.

Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünde 1993 yılından beri çalışmaktadır. Aynı bölümde 2015 yılından bu yana Profesör kadrosundadır. Başlıca çalışma alanları üretim ekonomisi, tarımsal yatırım projelerinin hazırlanması, tarımsal yayım ve kırsal kalkınmadır. Ayrıca Tarım Ekonomisi Dergisi  editörlüğü görevini yürütmektedir.