Ekonomik Büyüme ve Kalkınma

tarafından
1088
Ekonomik Büyüme ve Kalkınma

Ulusal ekonomilerin zaman içinde büyüme hedeflerinin olması kaçınılmazdır. Bu büyüme süreci, ülkelerin nüfus, iş gücü, doğal kaynaklar ve sermaye teçhizatları bakımından yıldan yıla büyümesi olarak açıklanabilir. Üretimi arttırmak için yatırım harcamaları yapıldıkça istihdam artmakta, sermaye stoku genişlemekte, yeni doğal kaynaklar kullanıma açılmakta ve sonuç olarak milli gelir artmaktadır. Büyüme sürecinde ekonomik alanda ortaya çıkan değişikliklerin yanında toplumsal alanda da bir değişim yaşanmaktadır. Kaçınılmaz olarak eğitim talebi artmakta, köylerden şehirlere göç hızlanmakta, sağlık hizmetlerinin gelişmesi gerekmekte, siyasal yapıda dalgalanmalar meydana gelmektedir. Bu kadar karmaşık olayın bir arada cereyan ettiği büyüme sürecinde, kesin sonucu belirtecek ölçünün bulunması çok güçtür.

Ekonomik unsurların değişimini sayısal olarak ifade etmek mümkünken, toplumsal değişiklikleri ölçmek pek mümkün değildir. Sayısal olarak ifade edilebilen ekonomik unsurlarda da büyüme sırasında meydana gelen dalgalanmalar değişik oranlarda olmaktadır. Şu halde sorun, bu çeşitli ekonomik unsurlardan en iyi gösterge olabilecek birini seçmek ve temel ölçü olarak kullanmaktır. Uluslararası alanda en yaygın olarak kullanılan ölçü, üretim hacmi ve milli gelirdir. Yalnız, milli gelir artışının ulusal bir ekonominin bütünüyle büyümesini yansıtmadığını, fert başına refah artışına bir ölçü sayılamayacağını da belirtmek gerekir. Çünkü nüfus artışı, yükselen milli gelirin bir kısmını yutmaktadır. Şu halde büyümeyi fert başına milli gelir rakamıyla da ölçmek gerekecektir. Ölçü olarak milli gelir seviyesi seçildiğine göre, milli gelirde bir yıldan ötekine meydana gelen artış oranına “ekonomik büyüme” adı verilir. Örneğin, bir ülkenin milli geliri bir önceki yıla göre %7 artmışsa bu büyüme hızıdır. Aynı ülkede yıllık nüfus artış hızı %3 ise, fert başına milli gelir %4 artmış demektir.

Yazı ve konuşma dilinde “büyüme” terimi yerine bazen “gelişme”, “kalkınma” gibi sözcüklerin de kullanıldığı görülmektedir. Büyüme, gelişme ve kalkınma terimlerinin anlamları arasında fark görenler bu tutumu hatalı bulmaktadırlar. Bunlara göre büyüme sadece bir gövde genişlemesini ifade etmekte, gelişme ve kalkınma ise ulusun iktisadi, sosyal ve siyasal hayatındaki genel gelişimi belirtmektedir. Gelişmekte olan ülkelerin toplam geliri ile kişi başına düşen gelirin büyüme süreci ve bu arada ülke ekonomisinin yapısal gelişmesi “ekonomik gelişme” olarak nitelendirilir. Bu konudaki temel ölçüler sanayi sektörünün tarımsal kesime göre daha büyük olması, kırsal alandan kentlere hızlı göçün yaşanması, ihracatta tarım ve madencilik ürünlerinin nisbi önemini yitirmesi ve sanayi ürünlerinin ön plana çıkması, ithalatın bileşiminde ana ağırlık noktasının yatırım mallarının oluşturması, yatırım fonlarının oluşturulmasında dış fonların giderek düşmesidir.

Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Ekonomisi Bölümünde 1993 yılından beri çalışmaktadır. Aynı bölümde 2015 yılından bu yana Profesör kadrosundadır. Başlıca çalışma alanları üretim ekonomisi, tarımsal yatırım projelerinin hazırlanması, tarımsal yayım ve kırsal kalkınmadır. Ayrıca Tarım Ekonomisi Dergisi  editörlüğü görevini yürütmektedir.